Geçtiğimiz aylarda Muiz Caddesinde eğlence oldukça doruktaydı. Sokağın dar ve eski olması Mısır’ın eğlence kültürü için geri kalmasına engel teşkil etmiyordu.
Tam eğlencenin doruğa çıktığı anda sokağı bir polis aracının sireni kapladı.
Sireni duyan dükkan sahipleri ve çalışanları ilk iş olarak müziği kapattılar. İkinci olarak sokağa ip gibi dizilip geçen polis aracına askeri nizamla selam durdular. O an bu manzarayı görünce aklıma bi anda Arap’ın dört dahisinden biri olan Amr Bin As’ın, Hz Ömer’e Mısır hakkında yazdığı şu vecize satırlar geldi.
“Toprağı altındır
Kadını kıvraktır
Erkeği kendine galip gelenin yanındadır
Halkını davulla toplar sopayla dağıtırsın”
Bu satırlar kafamda dönerken tebessüm edip; “hiç değişmiyorsun Mısır” dedim kendi kendime.
Mısır’da otorite anlayışı bambaşkadır. Mısır halkının siyaset ve topluma dair görüşleri pek olmaz ya da olamaz. Ama biz o kadar siyasal oldukki her toplumu kendimiz gibi düşünmeye çalışıyor ve hatta düşünmeleri için de zorluyor gibiyiz.
Yavaş yavaş bu huyumuz da düzeltiriz inşallah.
Mısır halkı için hayattaki en önemli esaslardan biri ekmektir. Ekmek, Mısır’da devlet sübvansesi ile satılır. O yüzden ekmeğin Mısır’daki adı hayattır.
Ekmeği de şu an Mısır halkına sübvanse eden Askerdir. Asker aynı zamanda ekmek için Cemal AbdunNasır’dan günümüze reformlar yapmıştır.
Ayrıca söylenen o ki, dünya tarihindeki ilk grev yine Mısır topraklarında ve buğday üzerine olmuştur.
Yani demem o ki, Mısır’da askerin/otoritenin yeri başkadır. Şimdi diyeceksiniz asker ekmek veriyor diye mi baştacı ediliyor? Hayır tabi ki de. Ancak asker Mısır’ın 2.000 yılı aşkın bir süredir Mısır’ı Mısırlılar dışındaki kavimlerin yönetmesine engel olmuştur.
1952 Asker tarafından yapılan darbe sonrasında ilk defa Mısır, Mısırlılar tarafından yönetilmeye başlanmıştır.
Asker ilk geldiğinde çok iddialıdır. Mısır’ın yönetimini Mısırlılara, Sina çölünü Mısırlılara, Süveyş Kanalı’nın gelirlerini Mısırlılara ait olduğunu iddia ederek o uğurda savaşmıştır.
Fabrikalar açıp halkı fabrikalarında işçi olarak almıştır. Hala günümüz Mısır’ında ekonominin %60 civarı Mısır ordusunun yönetimindedir.
Yani bu ne demek? Mısır’daki yaşamın önemi bir kısmının askerle iç içe olması demek.
Gel gelelim 2011 de yapılan 25 Ocak devrimine.
O günlerde Tahrir meydanında toplanan halka karşı ilk olarak polis müdahale etti. Kanlı bir müdahaleydi hatırlayanlar vardır. Ancak meydandaki halkın direnişi ve ısrarı devlette taktik değiştirmeye sebep oldu. Devlet bu sefer polisi çekip askeri meydana sürdü. Ancak bu zamanda da bu kadarı olamaz denilen bir durum oldu. Halk tankı durdurup askeri bağrına bastı. Sevgi gösterisinde bulundu. Bu sefer askerde sessiz sedasız tahrir meydanında göstericilerle beraber eyleme katılmaya başladı.
O sıra Mübarek’in yönetimi oğluna bırakma fikri askeri de rahatsız etmektedi zaten. Mısır halkının askere olan bu sevgisi askeri hemen harekete geçirdi. Asker Mübarek’ten istifasını istedi ve mübarek istifa etti. Asker Mübarek’in oğlundan da kurtulmuş oldu. Ancak Mısır için o devrim, ekonomik ve sosyolojik olarak gelecek olan kötünün başlangıcıydı.
Çok geçmeden 2 sene sonra İhvan yönetimi darbeyle indirildi.
Ülkede yıllardır hükmeden askerin altında kısa sürede sivil bir hükümet olarak iş yapmak zor olduğundan bazı sonuçları beraberinde getirdi. Neyse uzatmayalım günümüze gelen durumları hep beraber görmüş olduk.
Ve 2013 Temmuz’da General Abdulfettah Sisi yönetime el koydu.
Mısır’da 2013 darbesine üzülen çok az insan oldu. Zira Mursi’nin son günlerinde ülkede başta ekmek olmak üzere birçok ürün bulunmaz hale gelmişti. Neden mi? Çünkü ordu ülkedeki hareketliliği kesmişti.
Her zaman olduğu gibi o yıllarda da ekonomik dar boğazlık çeken Mısır halkı, bu sıkıntıları mevcut yönetime atarak ülkeyi tekrar asker yönetirse bu meselelerin çözüleceğine inandı. Ve yapılan darbeye de halkın büyük çoğunluğu destek verdi.
Peki gel gelelim bize..
Biz neden o yıllarda gerek halk olarak gerek devlet olarak neden bu kadar sert tepkiler verip 12 yıl bir çok şeyi kaybetmek durumunda kaldık.
Mısır gibi Ortadoğu’nun en önemli ülkesini kendimize gerek devlet nezdinde gerek halk nezdinde düşman belledik? O günlerde hızlı bir çözümle başka süreçler olsaydı Rabia meydanındaki katliamlar olur muydu? Ya da tutuklamalar? Bunlar sesli düşünceler..
Osmanlı’da güzel bir atasözü var; “Düşmanını öyle döv ki ileride elini sıkabilesin” biz biraz fazla dövdük ve bu el sıkma olayı çok gecikti.
Neyseki yakınlaşma şu dönem oldu ve inşallah öncelikli olarak Filistin’e sonrasında da iki ülkeye fayda sağlar bu yakınlaşma.
Zira iki ülke 2021’de temelleri atılan yakınlaşmayı gerçekleştirmeseydi bugün bizler Gazze’ye yardımları nereden götürebilirdik?
Gazze’nin işgalci İsrail ile olan kapıları kapalıyken geriye sadece Mısır kalıyor ve o kapıyı da biz aralamamış olsaydık durum nice olurdu bu tarafını düşündük mü?
Biraz uzun oldu ancak en kısa hali bu şekilde. 🙂
25 Eylül 2026
1 Paylaş:


















